TürkçeEnglishArabicGerman
Gazze'nin Yavaş Ölümü
Gazze Neresi
Krizin Boyutları
İnsani Sonuçlar
Neler Yapabiliriz?

Krizin Boyutları

filistin-direnis.jpgSiyasi:

Bölgedeki krizin aslında iç içe geçmiş farklı siyasi boyutları bulunmaktadır. En geniş halkada, uluslar arası aktörlerin hesaplaşmaları yönüyle Gazze, bir yanda ABD-İsrail-Batı ekseninin bölgeye biçmek istediği role karşı çıkan Rusya-Suriye-İran ekseninin ileri hattı ve çekişme mevzisi olarak görülmektedir. Bölgesel dinamikler yönünden ise, direniş eksenli Hamas’ın siyasal projeleri ile müzakere yanlısı Fetih’in projeleri arasındaki farklılığın rekabet alanını oluşturmaktadır. Temel felsefeleri farklı olan bu iki proje (amaca direnerek veya müzakare yoluyla ulaşma), bir sonraki aşamada Siyonizmin projelerine nasıl cevap verilmesi gerektiği konusunda Filistin içindeki ideolojik çelişkilerin de temel ayrımına dönüşmüştür. İç siyasi rekabette taraflar, kendilerine yakın gördükleri uluslar arası aktörlerin desteğini alabilmek için, bölge ülkeleri ve dış güçler ile belirli bir bağımlılık ilişkisi oluşturmuşlardır. Tüm tarafların hoşnut göründüğü bu bağımlılık ilişkisi de Filistin içindeki siyasi bölünmeyi beslemektedir. Bu bölünme Gazze’nin “Hamasistan”, Batı Şeria’nın da “Fetihistan” haline dönüşmesinde temel rol oynamıştır.

Askeri ve güvenlik:

Bu bölgeden İsrail’e atılan maksimum 10 km menzilli roketler, İsrail saldırganlığının, kuşatmasının ve ambargolarının en temel gerekçesi olarak gösterilmektedir. Filistin tarafı İsrail saldırılarına misilleme olarak bu füzeleri kullandığını söylerken, İsrail füze saldırılarına misilleme amacıyla bölgeye operasyon düzenlediğini ileri sürmekte ve bu şekilde çok sayıda Filistinli sivilin yaşamını kaybettiği saldırılar, sonuçsuz tartışmalara kurban gitmektedir. İlki 2002 yılında atılan bu roketlerin, İsrail’in elindeki nükleer silahlarla karşılaştırıldığında gerçekten bir tehdit olup olmadığı tartışması bir yana, füzelerin son 5 yıldır kullanıldığı göz önüne alınırsa, İsrail’in 38 yıllık işgal boyunca yaptığı saldırıları salt füze tehditlerine misilleme amacıyla açıklamak gerçekçi görülmemektedir.

İktidara gelmesinden itibaren kapsamlı bir ateşkes ilan etmiş ve silahlı eylemlerini askıya almış olan Hamas hükümeti, 2006 yılı başından beri İsrail içine yönelik kışkırtıcı eylemlerden özellikle kaçınmıştır. Buna rağmen İsrail, bombalama ve tutuklama operasyonlarını sürdürerek, bölgedeki gerilim siyasetini kendi güvenlik kaygılarını dünyaya ispatlamada bahane olarak kullanmıştır. Son üç yılda iki taraftan ölen sivillerin sayısı, şiddet uygulamasındaki tabloyu daha net ortaya koyacaktır:

Yıllar
2005
2006
2007
 İsrail tarafından öldürülen Filistinliler
 216  678
 896
Filistinli gruplar tarafından öldürülen İsrailli
48 25
1

Hukuki:

Gazze’de yaşanan problemin en temel boyutunu insan hayatına yönelik ihlalleri de kapsayan hukuki boyut oluşturmaktadır. İsrail, 1993 yılındaki Oslo anlaşması ile en geç 1999 yılında Gazze’yi de içine alan bir bağımsız Filistin devleti kurulmasını kabul ettiği halde, sonraki anlaşmaların hiçbirini uygulamamıştır. 2005 yılında çekildikten sonra da bölge üzerindeki hukuki olmayan denetimini sürdürmüş, tüm kara, deniz ve hava kontrolünü elinde tutmuştur. Bu denetim Gazze halkına yönelik her türlü keyfi uygulamaya fırsat verirken, Ekim 2007 tarihinden itibaren bölgenin “Düşman bölge” ilan edilmesi, saldırılarını meşrulaştıran kendinden menkul bir hukuki zemin oluşturmuştur. Öyle ki, İsrail yüksek mahkemesi Gazze’ye yönelik yaptırımların yasallığını onaylayarak, farklı bir hukuk anlayışını ortaya koymuş ve askeri kaygılarla iç içe geçen hukuk algısı, kitlesel cezalandırmayı destekleyerek, dünyadaki hukuk anlayışı ile çelişkili bir örnek sergilemiştir.

Yine İsrail’in elinde her hangi bir suç işlemediği halde “idari tutuklu” sıfatıyla bine yakın insanı hapiste tutulmasında, hiçbir şiddet eylemine karışmadığı halde, pazarlık unsuru olarak zindana atılan ve sayıları 40’ı bulan milletvekili ve bakanların tutuklanmasında hukuk ayaklar altına alınmıştır.

Filistin Parlamentosunun çalışmasının önlenmesi, Gazzeli milletvekillerinin Batı Şeria’nın Ramallah kentindeki meclis binasına gitmelerine izin verilmemesi, İsrail’in Filistin’deki demokratik süreci baltalamak için yaptığı hukuk dışılık ne derece ileri boyutlara gidebildiğini göstermiştir. Güvenlik bahanesi, tüm hukuki hakların görmezden gelinmesine gerekçe oluştururken, salt güvenlik penceresinden bakıp, bu bahaneyle yapılan saldırılarda Filistin’de hayatını kaybeden sivillerin sayısının son 3 yılda 4 kat arttığını görmezden gelmek hiçbir şekilde rasyonelleştirilemez.

Ekonomik:

Gazze’deki temel problem noktalarından birini, ekonomik cezalandırma oluşturmaktadır. Hamas’ın iktidara geldiği 2006 yılı başından beri kademeli olarak sıkılaştırılan ekonomik ambargo 2007 yılı Haziran ayından itibaren intikam siyasetine dönüştürülmüştür. Temel geçim kaynağı tarım, küçük imalat ve balıkçılığa dayalı olan Gazze’de, sistemli bir fakirleştirme siyaseti ile bugün 10 yıl önceki üretimin yarısı dahi yapılamamaktadır. Her yıl 1,5 milyar dolar zarar eden Filistin ekonomisinin halka maliyeti yılda kişi başına milli gelirin Gazze’de 385$’a düşmesi şeklinde sonuçlanmıştır. Bu ise açlık sorununun yaşandığı Somali’deki kişi başı gelirin yarısına denk gelmektedir. Yaklaşık 180 bin memur ile 210 bin işçi ve serbest meslek sahibinin yüzde 80’i işsiz kaldığından, halkın alım gücü düşmüş, fiyatlar artarken, bölgeye mal girişi azaltılmıştır. Yine İsrail içine çalışmaya giden 21 bin işçinin işine 2005 yılında son verilmişti. Bundan kaynaklanan ekonomik kayıp 1 milyar$’ı aşmıştır.

Görünmeyen kayıplarda ise, ilaç ve gübre girişinin kısıtlanması sebebiyle tarlalardaki verim yüzde 40 düşmüş, yetiştirilen ürünlerin bölge dışına çıkışı kısıtlandığından ihracat geliri yüzde 80 azalmıştır. Örneğin Gazze’nin en önemli gelir kaynağı durumundaki çilek  ihracatının sadece 15’te birine ihracat imkanı verilmiştir. Gelirin azalmasına paralel olarak pahalılaşan gıda maddeleri, bölgede ciddi bir beslenme sorunu ve hastalık riski ortaya koyarken, olması gereken kilonun altındaki çocuk sayısı yüzde 60 oranında artmıştır. Temel ekonomik göstergelerin kötüleşmesi, Gazzelileri dış yardımlara bağımlı hale getirirken, gıda güvenliğini siyasal algılar ve dış baskılar karşısında daha kırılgan yapmıştır.

Mısır sınırının aşılarak kitleler halinde Mısır tarafına geçip birkaç aylık gıda stoklanmasına göz yumulması, komadaki hastaya ağrı kesici vermek gibidir. Çünkü Gazze halkının ekonomik anlamdaki sorunu, kısa vadede gıda sıkıntısı çekmesi değil, aksine etkisi onlarca yıl sürecek bir fakirleştirme ve insani kalkınmışlık seviyesinin düşüklüğü meselesidir.

 

Kategori

Fakir

Fakir’e yakın

Açlığa yakın

Açlık

Nüfus oranı

%18

%10

%11

%61

Kriter

Günlük geliri ve harcaması 2$ veya üzerinde

Günlük geliri 2$’a yakın veya çıkma eğiliminde

Günlük geliri 2$’ın altına düşme eğiliminde

Günlük geliri ve harcaması 1,6$’ın altında

 

Tablo: Gazze halkının gıda güvenliği ve ekonomik durumu

Geçişler ve Kontrol:

Kuşatma ve baskı altındaki Gazze’nin dışarıyla bağlantısını sağlayan 5 sınır kapısı bulunmaktadır. Mısır sınırındaki Refah kapısı Gazze’nin en önemli geçiş noktasıdır. Bu kapıdan sadece yayaların geçişine ve belli oranda ihracata izin veriliyor. İthalat yapılması mümkün değil. Mısır’dan gelen ticari ürünler Kerem Şalom sınır kapısından; İsrail’den gelenler ise, Karni ve Sufa kapılarından girmektedir. Son iki kapı Hamas’ın kontrolünden beri, İsrail’ce hemen hiç açılmadı. Kuzeydeki Erez sınır geçişi de, İsrail’den transit geçişler için sadece hastalara izin vermektedir. Bu şekilde tamamen kuşatılmış durumdaki Gazze’nin ekonomik araçlara ulaşımı, siyasi manevra kabiliyeti, uluslar arası çevrelerle bağlantısı, ve onun lehine olabilecek tüm yaşamsal bağlantıları İsrail ve Mısır’ın günübirlik kararlarına bağlıdır. Bunu bir işkence politikasına dönüştüren İsrail, hasta çıkışlarında 600$ ambulans parası, güvenli görmediği kişilerin çıkışında da özel güvenlik şirketlerinin nezaretinde geçiş yaptırdığı için 1600$ çıkış parası almaktadır.

clip_image002.gif

Tablo: Gazze’den ortalama insan ve tüccar giriş çıkışları (günlük ortalama)