Siyasi:
Bölgedeki
krizin aslında iç içe geçmiş farklı siyasi boyutları bulunmaktadır. En geniş
halkada, uluslar arası aktörlerin hesaplaşmaları yönüyle Gazze, bir yanda
ABD-İsrail-Batı ekseninin bölgeye biçmek istediği role karşı çıkan Rusya-Suriye-İran
ekseninin ileri hattı ve çekişme mevzisi olarak görülmektedir. Bölgesel
dinamikler yönünden ise, direniş eksenli Hamas’ın siyasal projeleri ile
müzakere yanlısı Fetih’in projeleri arasındaki farklılığın rekabet alanını
oluşturmaktadır. Temel felsefeleri farklı olan bu iki proje (amaca direnerek veya müzakare yoluyla ulaşma), bir sonraki aşamada Siyonizmin
projelerine nasıl cevap verilmesi gerektiği konusunda Filistin içindeki
ideolojik çelişkilerin de temel ayrımına dönüşmüştür. İç siyasi rekabette
taraflar, kendilerine yakın gördükleri uluslar arası aktörlerin desteğini
alabilmek için, bölge ülkeleri ve dış güçler ile belirli bir bağımlılık
ilişkisi oluşturmuşlardır. Tüm tarafların hoşnut göründüğü bu bağımlılık
ilişkisi de Filistin içindeki siyasi bölünmeyi beslemektedir. Bu bölünme
Gazze’nin “Hamasistan”, Batı
Şeria’nın da “Fetihistan” haline
dönüşmesinde temel rol oynamıştır.
Askeri ve güvenlik:
Bu
bölgeden İsrail’e atılan maksimum 10
km menzilli roketler, İsrail saldırganlığının,
kuşatmasının ve ambargolarının en temel gerekçesi olarak gösterilmektedir.
Filistin tarafı İsrail saldırılarına misilleme olarak bu füzeleri kullandığını
söylerken, İsrail füze saldırılarına misilleme amacıyla bölgeye operasyon düzenlediğini
ileri sürmekte ve bu şekilde çok sayıda Filistinli sivilin yaşamını kaybettiği
saldırılar, sonuçsuz tartışmalara kurban gitmektedir. İlki 2002 yılında atılan
bu roketlerin, İsrail’in elindeki nükleer silahlarla karşılaştırıldığında
gerçekten bir tehdit olup olmadığı tartışması bir yana, füzelerin son 5 yıldır
kullanıldığı göz önüne alınırsa, İsrail’in 38 yıllık işgal boyunca yaptığı
saldırıları salt füze tehditlerine misilleme amacıyla açıklamak gerçekçi
görülmemektedir.
İktidara
gelmesinden itibaren kapsamlı bir ateşkes ilan etmiş ve silahlı eylemlerini
askıya almış olan Hamas hükümeti, 2006 yılı başından beri İsrail içine yönelik kışkırtıcı
eylemlerden özellikle kaçınmıştır. Buna rağmen İsrail, bombalama ve tutuklama
operasyonlarını sürdürerek, bölgedeki gerilim siyasetini kendi güvenlik
kaygılarını dünyaya ispatlamada bahane olarak kullanmıştır. Son üç yılda iki
taraftan ölen sivillerin sayısı, şiddet uygulamasındaki tabloyu daha net ortaya
koyacaktır:
Yıllar
|
2005
|
2006
|
2007
|
İsrail
tarafından öldürülen Filistinliler
|
216 |
678
|
896 |
Filistinli
gruplar tarafından öldürülen İsrailli
|
48 |
25
|
1 |
Hukuki:
Gazze’de
yaşanan problemin en temel boyutunu insan hayatına yönelik ihlalleri de kapsayan
hukuki boyut oluşturmaktadır. İsrail, 1993 yılındaki Oslo anlaşması ile en geç
1999 yılında Gazze’yi de içine alan bir bağımsız Filistin devleti kurulmasını
kabul ettiği halde, sonraki anlaşmaların hiçbirini uygulamamıştır. 2005 yılında
çekildikten sonra da bölge üzerindeki hukuki olmayan denetimini sürdürmüş, tüm
kara, deniz ve hava kontrolünü elinde tutmuştur. Bu denetim Gazze halkına
yönelik her türlü keyfi uygulamaya fırsat verirken, Ekim 2007 tarihinden
itibaren bölgenin “Düşman bölge” ilan
edilmesi, saldırılarını meşrulaştıran kendinden menkul bir hukuki zemin
oluşturmuştur. Öyle ki, İsrail yüksek mahkemesi Gazze’ye yönelik yaptırımların
yasallığını onaylayarak, farklı bir hukuk anlayışını ortaya koymuş ve askeri
kaygılarla iç içe geçen hukuk algısı, kitlesel cezalandırmayı destekleyerek,
dünyadaki hukuk anlayışı ile çelişkili bir örnek sergilemiştir.
Yine
İsrail’in elinde her hangi bir suç işlemediği halde “idari tutuklu” sıfatıyla bine yakın insanı hapiste tutulmasında,
hiçbir şiddet eylemine karışmadığı halde, pazarlık unsuru olarak zindana atılan
ve sayıları 40’ı bulan milletvekili ve bakanların tutuklanmasında hukuk ayaklar
altına alınmıştır.
Filistin
Parlamentosunun çalışmasının önlenmesi, Gazzeli milletvekillerinin Batı
Şeria’nın Ramallah kentindeki meclis binasına gitmelerine izin verilmemesi,
İsrail’in Filistin’deki demokratik süreci baltalamak için yaptığı hukuk dışılık
ne derece ileri boyutlara gidebildiğini göstermiştir. Güvenlik bahanesi, tüm
hukuki hakların görmezden gelinmesine gerekçe oluştururken, salt güvenlik
penceresinden bakıp, bu bahaneyle yapılan saldırılarda Filistin’de hayatını
kaybeden sivillerin sayısının son 3 yılda 4 kat arttığını görmezden gelmek
hiçbir şekilde rasyonelleştirilemez.
Ekonomik:
Gazze’deki
temel problem noktalarından birini, ekonomik cezalandırma oluşturmaktadır.
Hamas’ın iktidara geldiği 2006 yılı başından beri kademeli olarak
sıkılaştırılan ekonomik ambargo 2007 yılı Haziran ayından itibaren intikam
siyasetine dönüştürülmüştür. Temel geçim kaynağı tarım, küçük imalat ve
balıkçılığa dayalı olan Gazze’de, sistemli bir fakirleştirme siyaseti ile bugün
10 yıl önceki üretimin yarısı dahi yapılamamaktadır. Her yıl 1,5 milyar dolar
zarar eden Filistin ekonomisinin halka maliyeti yılda kişi başına milli gelirin
Gazze’de 385$’a düşmesi şeklinde sonuçlanmıştır. Bu ise açlık sorununun
yaşandığı Somali’deki kişi başı gelirin yarısına denk gelmektedir. Yaklaşık 180
bin memur ile 210 bin işçi ve serbest meslek sahibinin yüzde 80’i işsiz kaldığından,
halkın alım gücü düşmüş, fiyatlar artarken, bölgeye mal girişi azaltılmıştır. Yine
İsrail içine çalışmaya giden 21 bin işçinin işine 2005 yılında son verilmişti. Bundan
kaynaklanan ekonomik kayıp 1 milyar$’ı aşmıştır.
Görünmeyen
kayıplarda ise, ilaç ve gübre girişinin kısıtlanması sebebiyle tarlalardaki
verim yüzde 40 düşmüş, yetiştirilen ürünlerin bölge dışına çıkışı
kısıtlandığından ihracat geliri yüzde 80 azalmıştır. Örneğin Gazze’nin en
önemli gelir kaynağı durumundaki çilek ihracatının sadece 15’te birine ihracat imkanı
verilmiştir. Gelirin azalmasına paralel olarak pahalılaşan gıda maddeleri,
bölgede ciddi bir beslenme sorunu ve hastalık riski ortaya koyarken, olması
gereken kilonun altındaki çocuk sayısı yüzde 60 oranında artmıştır. Temel
ekonomik göstergelerin kötüleşmesi, Gazzelileri dış yardımlara bağımlı hale
getirirken, gıda güvenliğini siyasal algılar ve dış baskılar karşısında daha
kırılgan yapmıştır.
Mısır
sınırının aşılarak kitleler halinde Mısır tarafına geçip birkaç aylık gıda
stoklanmasına göz yumulması, komadaki hastaya ağrı kesici vermek gibidir. Çünkü
Gazze halkının ekonomik anlamdaki sorunu, kısa vadede gıda sıkıntısı çekmesi
değil, aksine etkisi onlarca yıl sürecek bir fakirleştirme ve insani
kalkınmışlık seviyesinin düşüklüğü meselesidir.
|
Kategori
|
Fakir
|
Fakir’e yakın
|
Açlığa yakın
|
Açlık
|
|
Nüfus oranı
|
%18
|
%10
|
%11
|
%61
|
|
Kriter
|
Günlük geliri ve
harcaması 2$ veya üzerinde
|
Günlük geliri
2$’a yakın veya çıkma eğiliminde
|
Günlük geliri
2$’ın altına düşme eğiliminde
|
Günlük geliri ve
harcaması 1,6$’ın altında
|
Tablo: Gazze halkının gıda güvenliği ve ekonomik durumu
Geçişler ve Kontrol:
Kuşatma
ve baskı altındaki Gazze’nin dışarıyla bağlantısını sağlayan 5 sınır kapısı
bulunmaktadır. Mısır sınırındaki Refah
kapısı Gazze’nin en önemli geçiş noktasıdır. Bu kapıdan sadece yayaların
geçişine ve belli oranda ihracata izin veriliyor. İthalat yapılması mümkün
değil. Mısır’dan gelen ticari ürünler Kerem
Şalom sınır kapısından; İsrail’den gelenler ise, Karni ve Sufa
kapılarından girmektedir. Son iki kapı Hamas’ın kontrolünden beri, İsrail’ce hemen
hiç açılmadı. Kuzeydeki Erez sınır
geçişi de, İsrail’den transit geçişler için sadece hastalara izin vermektedir.
Bu şekilde tamamen kuşatılmış durumdaki Gazze’nin ekonomik araçlara ulaşımı,
siyasi manevra kabiliyeti, uluslar arası çevrelerle bağlantısı, ve onun lehine
olabilecek tüm yaşamsal bağlantıları İsrail ve Mısır’ın günübirlik kararlarına
bağlıdır. Bunu bir işkence politikasına dönüştüren İsrail, hasta çıkışlarında
600$ ambulans parası, güvenli görmediği kişilerin çıkışında da özel güvenlik
şirketlerinin nezaretinde geçiş yaptırdığı için 1600$ çıkış parası almaktadır.
Tablo: Gazze’den ortalama insan ve tüccar giriş
çıkışları (günlük ortalama)
|